3.8.09

canısı.

Nisan ayı gibi tanışmışız, okulun 2.döneminin sonlarına denk geliyor. Kendimi suçlamıyorum çünkü o çok fazla kamera önünde olmamayı tercih eden tiplerden olur ünlü olsa, biliyorum. Kızıl saçları, koyu renkli elbiseleri ve converse ayakkabılarıyla kafamda belirli bir imaja tekabül ediyor çok şükür. Çok şükür diyorum çünkü bu güya işimi kolaylaştırıyor, ne yapacağımı az çok biliyorum böylelikle. Ders Cuma günü, bense Uykusuz’u perşembeden alan biriyim o sıralar. Şimdiyse Cuma çıkışında almayı yeğliyorum, o ayrı postun konusu. Perşembeden alıyorum ama çantamın en güvenli yerine koyup ertesi güne kadar yüzüne bakmıyorum derginin. Sonra ders arasında çıkarıp okumaya başlıyorum, VÖ sever diye biraz onu okuyorum, bazı bazı altını çiziyorum bir şeylerin. Sonra Umut Sarıkaya’ya geçiyorum, ona yüksek sesle gülüyorum, çünkü o da kesinlikle bir kesime hitap ediyor kanaatindeyim. Ara ara onu kesiyorum ama yüzünün statikliği gram kırmıyor hevesimi, sonuçta ben buna bir süreç olarak bakıyorum. Sonra Fırat’ı açıyorum, çok komik olmasa bile garantilemek için “Fırat yaa!” diyorum ehuehueli gülüşümün orta yerinde.

Birgün derse gitmiyorum, aslen üzülüyorum çünkü zaten sayılı gün kalmış şunun şurasında. Sonra her şeyde bi hayır olduğu geliyor aklıma, ayrı yazılması gerektiğine ek olarak. Bunu Facebook’ta ekliyorum, ismini ve okul numarasını zaten hoca derste yoklama alırken defterime yazmışım. Eklerken de kendimce şirin olduğunu düşündüğüm bir mesaj yazıyorum, bir sonraki dersteki quizi bahane ederek. Kabul edince bütün resimlerini bir bir ezberliyorum Facebook’ta, infosunda Msn adresini görüyorum, Google’a soruyorum ve Msn adresindeki harflerin bir düzene göre dizilmediğini farkediyorum. Benimkinin adım ve soyadımın bi kombinasyonu olduğunu hatırlayınca birimizden biri diğerine fazla diye aklımdan geçiriyorum. Her zaman elinden geleni ardına koymayan egom, bu sefer kafasını kabuğunun içine alıp bir kez daha ona bir peri bir prenses muamelesi yapıyor. Oda arkadaşıma soruyorum, biraz bekle diyor. Onun söylediği kadar beklemiyorum ama en az 1 gün sabredip Msn’ini de ekliyorum. Yine dersi bahane ediyorum, o sıralar kafam çok çalışmıyor ne yapayım?

Msn’de çok sık online olan biri değil benim aksime. Üzülüyorum ama bu bile çok etkiliyor beni. Ben de ya olursa ümidiyle bütün bildiğim esprileri yapıyorum iletimde, “karaciğer gecikir belki hiç pişmez” gibi kelime oyunlarına girişiyorum Yiğit Özgür sevme ihtimaline binaen. Önüme gelene giydiriyorum, çünkü çaresizim. Oysa çok nadir online oluyor, onda da yanında away yazıyor. Ben bunu umursamadan başlıyorum yazmaya. Yine şirin cümlelerimi diziyorum bir bir, neden Msn’de eklediğimden, irregular öğrenci olmanın kötü taraflarından, bu yüzden onun ne kadar şanslı bir insan olduğundan bahsediyorum. O “hıhı, evet” yazıyorsa ben adeta Safahat’tan bir şiir çekip çıkarıyorum. Şiir gibi bir insan görüntüsü çizeyim istiyorum. Arada alakasız şeyler de söylüyorum ki “yaa bak ne düşünmüş” desin, çok kompleks çalışan beynimin kıvrımları onu büyülesin. Ama en çok onla ilgili cümleler kurmaya özen gösteriyorum, biliyorum ki bu insanın hoşuna gidiyor. “Bugün sınıfta söylediğin şeyde çok haklıydın yaa” gibi yancı yancı konuşuyorum. Buysa görüşürüz bile demeden offline oluyor bazen, olsun diyorum, şiirlere şarkılara sarılıyorum. Hatta bazen ben offline görünürkene bunu online yakalıyorum, hemencecik online oluyorum, 1dakika ya geçiyor ya geçmiyor, bizimkisi arazi. Ben aslanmışım da bu da geyikmiş gibi sanki, böylelikle blogun headerının da bir hikayesi olmuş oluyor.

Sonra dönem bitiyor, ben de ümidi kesiyorum haliyle. Kendi kaybeder diyorum, arkadaşlarıma soruyorum. Onlar da öyle diyorlar.

Sonra Facebook’ta sürekli yolladığı bir davet dikkatimi çekiyor. Aslında atarlıyım kendisine ama kıyamıyorum da. Araştırıyorum biraz, araştırıyorum dediğim de Google. Ama Google’dan bakılıp öğrenilemeyecek birşey yok zaten şu dünyada. Ben yine de onu ilk online yakaladığım yerde soruyorum. Hoşuna gidiyor, “Felsefeye ilgili misindir?” diye soruyor. “Söylenecek söz mü bu?” diye soruyla cevap veriyorum. Art arda 2 sorusuna böyle yapıyorum, çünkü bilinçaltında bunu yapınca “Bana felsefe yapma!” tepkisi gelecek diye bir şey oluşmuş vaktiyle, “E bu da zaten ilgileneyim istediğine göre.” diye düşünüyorum. Nasıl becerdiysem konuyu paraya ne kadar önem vermediğime, bu dünyaya bir şeyler katayım da gerisinin yalan olduğuna, bu yüzden de iktisat okumayı bazen saçma bulduğuma getiriyorum. Hiç kurmadığı kadar uzun cümleler kuruyor, “Yaa evet. Ben de çok düşündüm onu.” diyor, “Yerim.” diyorum. Boş durur muyum, “Boğaziçi bu yüzden ukde bende.” diyorum, “Bende de.” diyor. “Odtü’ye neden gitmedin peki?” diyor, “E eğitimi.” diyorum, “Ben dee.” diyor. Anlatım bozukluklarını hiç bu kadar görmezden gelmiyorum. Sonra böyle anlatmakla olmayacağını, gidip yerinde görmemin en güzeli olduğunu, beni derslere götürebileceğini söylüyor. Ağırdan satacak halim yok, kabul ediyorum hemen. Hinliğimi de yapıyorum. “Ben toyum. Elimden tutmanız lazım.” diyorum, “Tutarız. Öle bi tutarız ki hem de.” diyor, işkilleniyorum. Sizli bizli konuşmayı bıraksak diyorum içimden.

Okul açılır açılmaz görüşmek üzere ayrılıyoruz. Ankara’ya gitmeyi aslen hiç istemiyorum o güne kadar. O günse İzmir’den sıkılıyorum. Kelime oyunları falan geride kalan şeyler hep diye düşünüyorum, ama Msn iletime ismiyle oynayıp “canısı” yazmadan da edemiyorum. O anlamasa da anlayan anlıyor.

Pegasus’a girip uçak biletlerine bakıyorum.

7 yorum:

ralphlexy dedi ki...

..Allah'ım ya bu çocuk sana geliyor ya da ben Uganda'ya büyükelçi atanacağım

cüneyt dedi ki...

iktisat okumayı anlamsız buluyorum diyorum, sen gelmiş bana oppurtunity cost'tan dem vuruyorsun (:

Euphy! dedi ki...

çok uzun lan, bi de sıkışık, okuyamadım.

SakiN dedi ki...

baştan sona aptal bi gülümsemeyle okudum böyle. nisan en güzel aydır. kızıl en güzel saç rengidir. fırat en bi güzel çucuktur. ama en güzeli uçak biletisidir.

buarada, bir ersin karabulut her şeyi halleder. evet.

cüneyt dedi ki...

euphy içinde boğaziçi geçiyor. sen de ego insanısın. hoşuna gidecek şeyler var (:

sakin, mayısın da güzel olduğunu duydum.

cem dedi ki...

bu işte bir yalnızlık var.

cüneyt dedi ki...

bi vakit bütün işlerde oluyor, sonra geçiyor abi (: